28 Şubat 2014 Cuma

Mazi



Ailecek çekildiğimiz son fotoğraflar 16 ocak 2013 gecesi babam ameliyata girmeden önce, nasılda korkmuştuk o ameliyattayken. Ona moral vermek için hepimiz glürek çektirmiştik son fotoğraflarımızı. Aslında belki de son olduklarını biliyorduk. O sırada ameliyattan çıktı ama 28 şubatın ilk saatlerinde aramızdan ayrıldı. İyiler erken giderler, gerçekten de doğru.
Bu 1 sene hem o kadar hızlı hemde o kadar zor geçti, babamın yokluğuna alışmanın verdiği zorluğu, oğlumun doğumuyla birlikte hayatıma giren telaşe biraz kafamı başka yöne çevirmemi sağladı.
Seni özlüyorum canım babam...

26 Şubat 2014 Çarşamba

Venedikte ulaşım

Arabamızla Marco Polo havaalanına geldik, buradan otobüslerle Piazzale Roma'ya gidiliyor , 6 euroya. Venedik'in ada kısmının girişi oluyor, daha sonra vaporetta ile gideceğiniz yere ulaşabiliyorsunuz. Biz 40 euroya taksiyle geldik Pz. Roma'ya, oradan vaporettaya bindik. Tabiki elimizde bavullarla in bin hem zor oldu hemde zamanımızı aldı. Dönüşte ise muhteşem bir yol bulduk:) Otelimiz hemen gondolların park ettiği kanaldaydı, water taxi ile havalaanına döndük, hemde 30 dakikada, hemde hiç bir yere bavul taşımadam:) Bunun da fiyatı 120 euroydu, kesinlikle bu lükse değer diye düşündük....
Venedik'in güzel eğlenceli dakikalarındandı.

Venedik Maske Festivali

Venedik'e geldik nihayet!!!! Direk otelimize yerleştik, San Marco meydanının hemen arkasındaki otelimizi gondollar ve Hard Rock cafe manzaralıydı. Yani yeri muhteşemdi ve suyun kenarı olmasına rağmen kokmuyordu. Fakat diğer arkadaşlar kokudan baya rahatsız olmuşlar sanırım, biz şaslı odadaydık:) Best Western Albergo Cavalletto e Dogo Orseolo otel, isim gayet uzun ama başarılı. Odanın metrekaresini söylemek istemiyorum ama sanırım 10 m filandı... O kadar küçük yani.

Floransa

Daha sonra merkezde bulunan Club Otel ' e geldik. Otelimizde İspnaya'dan gelen arkadaşlarımız Didem ve Mete çiftiyle buluştuk.

Venedik - Floransa Yolu

Adana'dan gece yarısı ayrıldık, uçağımız kalkar mı acaba derken kendimizi İstanbul'da bulduk. Yurtdışına çıkmanın en büyük zorluğu da bence aradaki aktarma süreleri, kayıp zamanlar. Hem yoruluyorsunuz hem de boşa zaman geçmiş oluyor. Venedik uçağımız erken saatteydi, varışımız 9.25 'di yani süper gün bize kalıyor. Gider gitmez araba kiraladığımız firmaya gittik, birde ne görelim rezervasyonumuz tamamlanmamış. Sinir oldum, hemen yeni araç kiralayalım dedik, ama fiyatlar 4 katıydı. Firma ismi Locautorent gidenler olursa bu firmaya güvenilmez diye düşünüyorum. Çünkü bilinçli bir hareket olabilir, önce uygun fiyat gösterip bizi kendilerine bağlıyorlar, sonra iptal oluyor ama bizim arabaya mecburiyetimiz devam ediyor. Bizde onlardan kiralamadık, bir dünya markası olan Hertz'den Fiat 500L kiraladık, çok şirin bir arabaydı.

20 Şubat 2014 Perşembe

Küçücük bir mola

Bugün bir ilki yasıyoruz , oglusumla ilk kez ayrıldık . Acaba ona mı daha zor bana mı? Anneannesi ve dayisiyla insallah sorun yasamadan geçecek günlerimiz, bizde küçücük bir tatil molası vermis olacağız . Venedik Maske Festivaline gidiyoruz , yıllar önce Venedik'e gittiğimizde Şubat ayındaki festivallerinin reklamlarını yapıyorlardı . O zamandan beri aklımda bugüne kismetmis, uçağımızda kalkarsa sorunsuz gidip gelicez insallah , malum sisten dolayı THY uçakları kalkmıyor bazen ...

Şimdilik bize iyi tatiller, mutlu kacamaklar...
Didem 

18 Şubat 2014 Salı

Para Avcısı

Güzel bir pazar günü uzunca bir vaktiniz varsa gidilebilecek bir film. Zenginliğin doruk noktasına çıkan tabi aynı hızlada indiğini gösteren bir hikaye. Borsa oynarken yatırımcıların nasıl sizi kendi menfaatleri doğrultsunda yönlendirdiğini ve bu şekilde zengin olduğunu izliyorsunuz. Fazla para insanın aklını başından alıp tüm hayatını en son noktalarda yaşamasını sağlayabilir. Bu da sağlıklı bir hayat getirmez insana... Ayrıca filmde gereksiz pornografik sahneler olduğunu düşünüyorum, Leo'ya yakıştıramadım.

Yine de izlerken eğlendim, gidilebilir...
İyi seyirler

11. ay belirtileri

Doğumgününe 1 ay kaldı oğlumun, bende de tatlı bir heyecan oluşmadı desem yalan olur. Koskoca bir yıl acısıyla tatlısıyla geçti. 11. aya girerken malesef hastalık bizim eve de uğradı. Beyazım yakışıklı oğlum 3 antibiyotik aldı:( Bunların içinde 3 adet de iğne vardı, ona iğne yapılırken ben daha çok üzülüyordum. Zaten o hasta olmasın ben olurum derken, gerçekten de bende  hastalandım. Bizi gören Burak da aynı dilekleri dilemiş , benden sonra da o hastalandı. Antibiyotik kokteyli yaptık bu hafta yani...
E tabi hastalık gereği biraz kilo vermiş Beyazcık, boyu uzamış ama... 
Emeklemeye başladığından beri evin heryerini karıştırıyor, herşeyi eline alıyor, kırılır bozulur demeden yere atıyor. Aslında gülüyorum ama cam birşey kırılınca kızıyorumda. Ben kızıyor gibi yapınca aynı sesle bana karşılık veriyor Beyazcık, posta yiyorum yani ondan :)
Sofi'nin düzeninide değiştirdik bu arada, çünkü emekleyerek ulaşabileceği yerde maması vardı, onu uzak bir yere koyduk. Henüz Beyazım keşfetmedi, tabi bu hiç keşfetmeyecek demek değil:)
Ayrıca benim İphone'um ile YouTube'a giriyor, müzik açıp dansediyor ... Buna da gülüyorum , vermek de istemiyorum telefonu ama işte bazen de şımartmak iyi oluyor gibi geliyor. 
Sıralamaya devam henüz tek başına yürümüyor bizimki, bakalım ne zaman ilk adımlarını atacak.



Klasik poz verme stüdyomuz, balkonumuz:)
Yaramazlıkta son nokta, dolap içleri ve dekorasyon malzemelerim...:)


11. ay'da bunlar oluyormuş
Kelimeleri  taklit eder. Bilinçli olarak kullandığı kelime sayısı artar. Kelimeleri söylemeye çalışır ve artık bilinçli kullanır.

Bebeğiniz bu ayda, sizinle top oynayabilir. Her yaptığınızı taklit eder ve artık günlük işler de bunun bir parçası olur. 


Ters çevrilmiş bir kabın içindeki oyuncağı bulur. Sakla bul tarzı oyunlardan hoşlanır. İstediği bir şey işaret parmağıyla gösterebilir.  
Yardım ettiğinizde bardaktan su içebilir.
Gün içindeki aktivitelerinize kitap okumayı da ekleyin. 

10 Şubat 2014 Pazartesi

Gökçeada'da yapılacaklar listesi...

Aydıncık plajı-  Kefaloz
Burası tesis olan tek plaj, deniz harika ama çocuklu bir aile için zor olabilir. Biz birkaç kere gittik, deniz soğuk olur giremem diye düşünüyordum ama düşündüğüm kadar da soğuk değildi. Ve o kadar berraktı ki gerçekten Türkiye'nin denizleri bir harika dedim.
Çok kullanışlı tesis olmamasından dolayı buraya gelenlerin sırt çantasını takmış gençler olması lazım.
Ayrıca rüzgar sörfü ve kite sörf buradaki aktivitelerden. Ada Türkiyenin önemli sörf merkezlerinden biri, ayrıca dalış konusunda da tercih noktası.
Türkiye'nin mercanları buradaymış ve bu sular Unesco tarafından koruma altındaymış. Yani cevher yatıyor denizlerimizde.

Birçok plajı daha var ama tesisin olmamasından dolayı biz gitmedik.

Gökçeada'nın benim tatlı kültürüme eklediği kurabiye : Efibadem
Bu un kurabiyesinin tadı ilk başta beni çekmemişti, fakat sonraları yedikçe alışkanlık yaptı. Adadaki Meydani pastanesinde satılan bu kurabiyeler 6 ay boyunca saklanabiliyor. Tabi 6 ay kalırsa: ) Efterpi Zguromali (Efi) ismi ile eski adıyla bademli kurabiye birleşti ve Efibadem doğdu. 


İmroza sabunları: Adada yukarı Kaleköy'de bulunan sabun atölyesinin sahipleri İstanbul'dan adaya gelmiş bir çift. Evlerinin ve atölyelerinin manzarası bahçesi çok güzeldi, gelirken tüm sabun çeşitlerinden aldım :) İçeriği zeytinyağı ve ada yağmurları bu sabunların...


Ve zeytinyağları, gerçekten tat olarak güzeldi, ordan ayrılmadan önce depo yapmıştık ama Beyaz' a bizzat zeytinyağı verdiğim için bittiler, bende internetten getirttim. 



6 Şubat 2014 Perşembe

Gökçeada (İmroz) günlükleri 2

Yeme-içme
Adaya geldikten sonra yeme içme konusunda hiç keyfiniz kaçmaz. Çok güzel yerler var, tatları da güzel yemeklerin. Sanırım doğallığın verdiği tat beni etkiledi. Adada keçilerin dolaşması doğal ortamın göstergesi. Keçi dolaşıyor derken 3-5 tane görmedim , sürekli bir tepeden inen diğer tepeye çıkan keçi topluluğu mevcut adada.

Mustafanın Kayfesi
Benim adada en sevdiğim yer olan yukarı Kaleköy'de burası. Kocaman çınar ağaçları altında haftasonu kahvaltılarımızı burada yaptık. Kahvaltıda yediğimiz reçellerden karadut reçeli harikaydı, lor peyniri üzerinde servis ediyorlar ve yemeye doyamıyorsunuz. Damla sakızlı kahvesi, nargilesi, İncesaz grubu ve Dilek Türkan'ın Mazi kalbimde yara albümü bana orayı hatırlatan küçük ayrıntılardı, hepside harikaydı. Birde adanın genelinde olan arıları, ancak kahve yakmayla kaçırıyorlardı, doğal yaşam işte!!!



Poseidon Kafe
Burasıda bizim özel günlerimize tanıklık etti yaz boyunca. Adanın en yüksek tepesine kurulmuş manzarası harika bir yer. Romantik yani:) Kaya üzerine kurulmuş, çıkarken biraz zor olan kafenin ortamını görünce iyiki de gelmişim diyorsunuz. Yemekleride güzeldi, balık , köfte ve tabiki rum mezeleri. Genç bir çift işletiyor, kızın babaannesi Rumdu sanırım, dolayısıyla rum tatlarını biliyorlardır diye düşünüyorum.



Yakamoz Cafe
Yukarı Kaleköy'de bulunan bu kafe hem akşam yemeği hem de kahvaltıda tercih edilebilir bir mekan. Uzunca bir süre gitmedik, çünkü insanlar orası için pahalı ve yemekleri iyi değil dediler. Zaten adada ucuz olan kafe yok hepsi pahalı, yemekleri de vasatın üstündeydi. Yine manzara açısından güzel bir yere konumlanmış kafe ziyaret edilebilir.




Baba Yorgo
Tepeköyde bulunan bu cafe tabelaları yönünden biraz karışık bir yerdeydi. Tepeköye girdikten sonra yukarıya doğru çıkıyorsunuz ve önünüze ikiye ayrılan bir yol geliyor, orda işte ne tabela var ne de telefon çekiyor!!! O ayrıma geldiğinizde sola dönün. Karanlık yolların sonunda Baba Yorgo Tavernasını bulursunuz. Burda yediğim yemeklerde çok güzeldi, hep balık yedim adada zaten. Yolu uzak olduğu için 2. kez gelmedik.

Son Vapur- Kaleköy
Kaleköy ada içinde deniz kenarındaki tek yerleşim yeri. Yazın akşamları takı toka satanlar burada tezgahlarını açıyor. Son Vapur'da mavi-beyaz masalarıyla bana Yunan mutfağını andıran şirin bir restaurant. Ahtapot ve karidesleri çok güzeldi tavsiye edilir.

Son Vapur- Zeytinli köyü
Küçük bahçesinde kahvaltı etmek için gittiğimiz, tatlılarıda güzel olan bir cafe. Aynı arı istilası kahvaltı yaparken buradada karşımıza çıktı. Karadutlu dondurmalı tatlıları değişik ve güzeldi.



Madam'ın Dibek kahvesi- Zeytinli köyü
Oralara kadar gidipte dibek kahvesi içmeden olmazdı. Zeytinli köyünde bulunan karşılıklı 3 kahvehane dibek kahvesi bulunduruyor. Çamaşırhanenin yanındaki kahvelerin hiçbir özelliği yok:)
Nefise Karatay'ın babasının kahveside burada oda ünlenmiş.


Beşiktaşlı Hristo'nun tatlıları- Zeytinli Köyü
Damla sakızlı muhallabisiyle ünlü tatlıcı, Rumlar işletiyor ailecek , şirin bir yer görülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Yörük çadırı
Kaleköy yolunda yörük çadırı var, kuzu çevirme , tandır, et sote tarzı yemekleri var. Dış görünüşü beni pek çekmesede yemekleri güzeldi. Sanırım zeytinyağı, kekik gibi güzel ürünlerinden dolayı bayıldım yemeklerine.

Gül aile çay bahçesi- Kaleköy
Kaleköyün içinde bildiğin çay bahçesi, nargile ve dondurmalarıda güzeldi.


Bi Yer
Merkezde bulunan bu çok şirin ev yemekleri yapan cafeye mutlaka uğranmalı. Zeytinyağlılar , sıcak ev yemekleri ve tatlıları çok güzeldi. İşletenlerde yine İstanbul'dan taşınmış aile keyifli sohbetleri var.


Gökçeada (imroz) günlükleri 1

Burak'ın askerliğiyle girdi hayatımıza Gökçeada. İsmini duyunca bir ferahlık geliyor eminim herkese, bana da öyleydi çünkü. Burak gitmeden nasıl gideceğini google'a sorduk, birde ne görelim 18-19 saatlik yol görünüyor. Yanlış hesap mı acaba diye düşünürken, arabanın navigasyonundan da aynı saatleri alınca inandık , sanırım Adana'dan gidilebilecek en uzak nokta burasıdır dedik. Burak toparlandı, arabasını doldurup yola çıktı. Yolda giderken konuştuğumuz mevkiler, feribot saatleri artık  hayatımıza girmişti. Çanakkale'den Kilitbahir ya da Eceabat'a geçiyorsunuz. Kilitbahir 7 dk , Eceabat 15 dakika sürüyor. Oradan arabayla Kabatepe'ye geliyorsunuz ve Gökçeada için feribot bekliyorsunuz. Bu yolculukta denizin dalgalı olup olmamasına göre değişiyor, 1 saat 15 dakika gibi sürüyor. Bu kadar meşakketli yoldan sonra insanın adadan çıkası gelmiyor tabiki:)
Burak oraya yerleşip ev tuttuktan sonra biz oğlumla gittik adaya. Ben sevdim adayı, bu şekilde hayatımıza girmese kesinlikle gitmezdim herhalde. Ama Türkiye'nin nadide yerlerinden biri bence. Fakat yatırım yapılmamış biraz bakir kalmış. Yani uzun süreli insan kalamaz bence, ama İstanbul'dan tası tarağı toplayıp gelen insan sayısıda az değildi.
Adalılardan dinlediğim ve okuduğum kadarıyla, burası tarihin baya eski zamanlarından beri çok çeşitli uygarlıkları ağırlamış. Kimler gelmiş kimler geçmiş. Şu anda Rumlar ve Türkler birarada yaşıyorlar. Ama Rum sayısı baya azalmış durumda. Adada 365 tane irili ufaklı kilise ve manastır bulunuyor. Bu kiliseler hiç ummadığınız yerlerde tarihi eser olarak karşınıza çıkabilir. Birkaç tanesi bana korku filmini bile andırdı, etrafta hiçbir şey yok sadece ufak bir kilise!!!
16 Temmuz günü gittiğimiz Mustafanın Kayfesinin yanındaki kilisede ayin vardı. Maria günüymüş o gün, ismi Maria olanlar toplanırmış her sene ve ayin yapılırmış.  Papazların geçisi, mumları yakmaları, ilahi okumaları fln böyle bir ana tanık olduğum için sevindim.


Eski feribotla adaya geçmek daha fazla zaman alıyordu.
Arkadaki teyzelerin hepsi Maria..
Devamı gelecek..


Oğlumun doğumu

Ne zamandır doğumumu da yazmak istiyordum ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Oğlum 1 yaşına gelmeden doğumu yazmalıyım diye düşünürek oturdum bilgisayar karşısına. Tarih 15 Mart 2013 günlerden cuma, ben normal günümü aşmış halde bekliyorum. Oğluşumda haklı yeri rahat gelmek istemiyor buralara... Ne de olsa orda ekmek elden su gölden, gerçi doğdu yine kendisi için birşey değişmedi, ama olsun. Perşembe akşamı 14 Mart Tıp Bayramı olduğundan dolayı doktorlarımıza yemek verdik, güzelce eğlendik tabi herkesin gözü üzerimde heran doğum olabilir mi diye. Olmadı o gece. Cuma sabahı eczaneye geldim, o ayın reçetelerini faturalarını halletmiştim, ödemelerinide yapayım dedim, malum çocuktan sonra ne durumda olacağımı bilmediğimden işlerimi ertelemeyeyim dedim. İyiki de öyle düşünüp tertemiz girmişim doğuma, çünkü bebek geldikten sonra hele ki ilk çocuksa biraz acemilik çekebiliyor insan. Başka birşeye vakit ayırmak zor olabiliyor. Saat 11.00 di ben artık Batıkent'e geçeyim dedim. Doğumum başlamak üzereydi, zaten çantam hazır olarak Burak'ın hastane odasında duruyordu. 12.45 gibi doğum yaptım, o sırada hastane ziyaretçilerimizle doldu taştı, sağolsunlar duyan geldi. Ben doğuma girip çıkana kadar da bana sürpriz oda hazırlamıştı elemanlarımız. Kırmızı halı bile sermişlerdi:) Kendi hastanende doğum yapmanın lüksüde olsun o kadar. Doğumuma başta annem olmak üzere birsürü doktor arkadaşımız girdi, kapıda bekledi:) Çocuk doktorumuz geldi de ürologumuzu beklemiyordum, ama şehzademizi kontrole gelmiş herhangi aksi bir durum var mı diye. Çok şükür kolay bir doğum oldu benimki. Nasıl girdik çıktık içeride kaç dakika kaldık hatırlamıyorum. Ve tabiki doğum fotoğrafçımız geldi. Zaten kendisi sancılar 3 dakikaya inince beni çağırın şeklinde söylemişti. Hastane personelimiz onuda ayarlamış çok şükür eksiksiz doğurdum geldim.
Beyazıt doğdu, tabiki kime benziyor cümleleri konuşulmaya başladı. Ben ilk başta Burak'a benzettim, sonra ilk doğduğum günün fotoğrafını getirdi annem , aynı ben diye düşündüm.
Günler geçtikçe babama benzettim, kardeşim Erdem'e benzeten oldu, anneme oldu. Tabi Burak'ın havası çok belirgin bir biçimde var, bazen Burak'ın babasına benzetiyoruz... Oğlum hepimizden bir parça alarak bu dünyaya geldi, iyiki geldi başımızın tacı oldu.
İşte o günden birkaç anı...
Doğumundan hemen ve 1 gün sonra...

İlk aile fotoğrafımız, doğumhane önü kalabalık sanırım, doğumu yapan ben olsamda destek Burak'a lazımdı.

0. yaş doğumgünü, doktorum Amina hanımın bize yaptığı jest.

Ailemiz büyüyor..
Doğum yapmış olmanın verdiği gurur gözlerimden okunuyordur sanırım.
Sevgiler
Didem

3 Şubat 2014 Pazartesi

Beyazıt'ın okulları 2

Okul kelimesi bana çok komik geliyor, minik oğlum büyümüş de okula gidiyor, sınıf arkadaşları var:) Oyun okulu tabiki bizimki. Gymboree oyun grubu, çeşitli ekipmanlarla çocuğun gelişimine göre hareket ediliyor. Haftada 1 saat,  2 hafta aynı ders yapılıyor, sonunda ne yapıldığını anlatan bir broşür veriyorlar bize. İngilizce ve Türkçe şarkılar söylüyor sınıf öğretmeni.  Biz Gymboree Play&Learn  3'teyiz, darısı diğer büyük sınıflara:)
Gymbo bebeği var , heryer rengarenk çocukların ilgisini çekecek boyutta. Ders saatleri dışında boş zamanlarda çocukları götürebilirsiniz oyun alanına, ben hiç götürmedim ama sanırım gelenler vardır. Tabiki anneyle giriliyor derse, Beyaz 'la birlikte ben de okul yıllarına geri döndüm. Bu arada şu anda onlarda sömestre tatilinde:)

Jack Ryan : Gölge Ajan


Kışın pazar günü ne yapılır önce güzel bir kahvaltı, dolu dolu olsunki hemen acıkmayalım. Sonrasında bebeğe bakacak anneanne bizi kırmaz Beyaz'ıyla ilgilenir. Veee bize sinema görünür. O pazar kalabalığında sıra beklenir ve biletler alınır. Sonrası burda işte:)


Film Londra- New York- Moskova goruntuleriyle geçiyor , arada Afganistan daglarinida unutmayalım. Aksiyon ask şüphe kokan film bence gayet başarılıydi. Ajan sevgilisi olmak zor filmin sonunda yapılabilecek en güzel yorum bu sanırım. Birde zaafınız neyse gerçekten bu sizin başınıza büyük işler açabilir aman dikkat...

Frankenstein

Klasik bir vampir filmi degildi kesinlikle, Frankenstein'in yapımını anlatıyor film. Iblisler ve ışık koruyucularının dünya  ve kendi ölümsüzlükleri için verdikleri mücadele anlatılmış. Bizim kalpsiz diye bildigimiz Frankenstein megersem duygulu bir adammış . Kısacası benden geçerli not alamadı fazlazamaniniz yoksa gidilmez.